Harvard’ı dünyanın en iyisi yapan değerler ne?

1

Birkaç gündür Amerika’da, daha doğrusu, dünyanın en iyi üniversitesi olarak kabul edilen Harvard Üniversitesi’ndeyiz.

Boston tam bir üniversite kenti ve Harvard, her şeyiyle aldığı unvanı fazlasıyla hak ediyor.

Harvard hocaları ve dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanlarıyla bir arada olmak, Harvard salonlarında panele katılmak, konferans vermek keyifli bir olay. Ama çok daha onur verici olanı, o havayı teneffüs etmek, ayrıntıları yakalamak, onları bir numara yapan değerleri görmek, konuşmak, kritik etmek…

Katıldığımız toplantıların, yaptığımız görüşmelerin, gezdiğimiz yerlerin ayrıntılarını ve eğitim, bilim adına dikkatimizi çeken gözlemlerimizi, birkaç gün süreyle sizlerle paylaşacağız…

Türkiye algısı!

Sakarya Üniversitesi 6 yıldır farklı ülkelerde partner üniversitelerle yılda iki kez eğitim, bilim ve teknoloji konferansları düzenliyor.

Geçen ay Berlin’de düzenlenen toplantıya 50’ye yakın ülkeden 500 bilim insanı katılmıştı, Harvard’dakine katılım çok daha yüksekti. Ama sanki rekor, gelecek yıl Paris’te yapılacak olanda gerçekleşecekmiş…

Boston’da, Harvard Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen konferansta, Harvard, konferans düzenleyicisi Sakarya ve Governors üniversitelerine sadece salonlarını açmakla kalmamış, her türlü lojistik desteği de sağlıyor.

Harvard Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Robert Doyle tam bir Türkiye dostu ve sanki bizden biri gibi. Herkese açılmayan pek çok kapı onun sayesinde açılıyor…

Açılış panelinde, hem Amerikalı hem de farklı ülkeden profesörler vardı. Türkiye’yi konuştuk. Eğitim, bilim ve siyasetten çok, yediklerini, içtiklerini, gezdikleri yerleri anlattılar. Fazlasıyla etkilendikleri için de söylemleri hayranlık derecesindeydi.

Türkiye, sadece yemek, tarih ve doğal özelliklerden ibaret değil deyip konuyu biraz eğitime, bilime, gündeme çekmeye çalışsam da onlar Türkiye’yi anılarındaki gibi hatırlamakta ısrar ettiler.

İşte bu noktada Sakarya Üniversitesi’ne teşekkür etmekte yarar var. Uluslararası akademik camiada ciddi anlamda bir Türkiye lobisi oluşturmuşlar.

Buna en çok sevinenlerin başında da Boston Başkonsolosumuz Ömür Budak geliyordu.

Harvard’da böylesi bir toplantı, sadece bizim için değil, her ülke için mucize çünkü asla izin vermezler diyordu…

Özgürlük ortamı

Harvard’la ilgili genel değerlendirmeleri ve Harvard adına yaptığım görüşmelerin ayrıntılarını yarın sizlerle paylaşacağım. Bugün biraz, genel havayı paylaşacağım.

Harvard kampüsünün bulunduğu Cambridge, kırmızı tuğlalı yapıları, yüzlerce yıllık çınarları, devasa kütüphaneleri, bir kütüphaneden farksız kafeleri, ziyaretçi akınına uğrayan üniversite kampüsü, diğerlerinden farksız ama her karesinde tarih kokan derslik ve konferans salonlarıyla, işte üniversitede okuyacaksan, böyle bir yerde okumalısın dedirtecek bir ambiyans sunuyor size.

Üniversiteye adını veren Harvard’ın, kampüsün orta yerindeki heykelinin önünde, hemen her gün, dünyanın dört bir yanından gelen, binlerce kişi, elini, Harvard’ın ayağına koyup, bizi ya da çocuklarımızı, buralara çeksin diye fotoğraf çektiriyor.

Bana da komik geldi ama insanlar inanıyor. Buraya gelirken, okumuş bir arkadaşım, çocuğunun göbek bağını Harvard’ın bahçesine gömdüklerini ve pek çok tanıdığının da bunu yaptığını söyledi. Şaşırdım, güldüm, bol şanslar diledim. Üniversite yaşına az kaldı, bakalım işe yarayacak mı?..

Bizim üniversite kentlerinin çoğunda, öğrencilerin gittiği barlar sokağı var. Zamanlarının önemli bir kısmını da orada geçirirler. Burada öyle bir şey yok ama Starbucks benzeri kafeler yok değil ve içerisi aynen şöyle:

Hemen her köşede ya da katta, elinin altında kahvesi, tek başına bilgisayarı başında çalışan ya da ikili, üçlü, beşli gruplar halinde, hararetle bir projeyi tartışan insanlar vardı. Sanki özenle dizayn edilmiş birer kütüphane gibiydi…

Konferansta eğitime, bilime, teknolojiye ve geleceğe dair çok şey konuşuldu, tartışıldı, sunumlar yapıldı, yapılmaya da devam ediyor.

Görünen o ki gelecek bizi bugünkünden çok daha fazla şaşırtacak.

İlk iki günün özeti:

Her şeye açık olun ve özellikle de eleştirel düşünceye!

O olmadan, asla gelişme olmaz.

Yeni nesilleri susturarak değil, düşündürerek, araştırarak, konuşturarak, vizyon kazandırıp sorumluluk vererek geleceğe hazırlayın ve en önemlisi de onlara güvenmekten asla vazgeçmeyin!..

 

Hatta bu arada mühendislikte Harvard’ı açık ara geride bırakan ve kendi alanında dünyanın en iyisi kabul edilen MIT’yi gezme olanağımız da oldu.

Yine dünyanın ilk 5’inde olan Yale de çok yakınında ama onu ziyaret etmeye zaman yoktu…

Dünyanın en iyisi olmak ya da en iyilerin bir arada toplanmış olması bir tesadüf mü?

Kesinlikle sanmıyorum…

Harvard ile MIT arasında, bunu fazlasıyla hissettirmeseler de müthiş bir rekabet var.

Harvardlılar, mühendislikte MIT’nin gerisinde kalmayı hazmedemiyorlar.

Ve şu sıralar, MIT’yi geride bırakmak için ellerine tarihi bir fırsat geçmiş!

Kendilerine bir kalemde 350 milyon dolarlık bir bağış gerçekleşmiş ve bunu mühendislik fakültesine harcayacaklar.

Peki, bu dünya teknolojisinin lokomotifi olan MIT’yi geride bırakmaya yetecek mi?

Bunu biz gerçekleştiremezsek, hiç kimse yapamaz diyorlar…

Harvard deyip geçmeyin, 40 Nobel ödülü var. 6 ABD Başkanı çıkarmışlar. Tüm üniversite sıralamalarında birinciler. Ama bütün bunlar onlar için sıradan.

Peki, Harvard’ı Harvard yapan ne?

Harvard’ı konuşmak için Rektörle de görüşmek istedim ama 10 yılı geride bırakıp, valizini topladığı için bu görüşmeyi, üniversiteyi en iyi temsil edeceklerine inandıkları Nobel ödüllü 85’li delikanlı Dudley Herschbach ile yaptık.

Eğitim Fakültesi Dekanı Robert Doyle, zaten hep bizimle birlikteydi.

Harvard’da herkese açılmayan tüm kapıları bize sonuna kadar açan oydu…

Senato odaları çok özel. Üniversitenin bugüne kadarki tüm rektörlerinin ve Nobel ödüllü hocalarının yağlı boya portreleri var. Her şey özenle seçilmiş. Abartı yoktu ama masadan sandalyeye, yerdeki halılardan avizelere her şey tarih kokuyordu.

Başköşede, üniversiteye 40 yıl (1869-1909) rektörlük yapan ve Harvard’ın bugünkü noktaya gelmesinde büyük katkıları olan Eliot var.

Kendisinden önceki rektör paraları toplayıp kaçtığı için ama daha da önemlisi öğrenci odaklı eğitimde çığır açtığından, herkes kendisinden saygıyla söz ediyor.

Toplantılarımız onun adını taşıyan salonda yapıldı. Kapısında tunçtan bir heykeli vardı ve üç gün boyunca en çok gördüğümüz kişi neredeyse o oldu…

Pek çok Harvardlıya olduğu gibi Prof. Herschbach’a da çok uzun sohbetin ardından Harvard’ı farklı kılanın ne olduğunu sordum.

“Bizi farklı kılan bir şey yok, güzel binalar, iyi derslikler, donanımlı kütüphaneler, iyi hocalar, iyi öğrenciler birçok yerde var. Hepimiz aynıyız. Bizi farklı kılan, biz değil, bizi öyle görenler” dedi.

Ayrılırken, senato odasındaki tarihi bir piyanoyu açıp hikâyesini anlattı ve nasıl, güzel mi deyip, işte bundan Harvard’da 230 tane var deyip, göz kırptı!

Tıpkı, kütüphanelerindeki 20 milyon kitabı anlatırken ve dünyanın en eski İncil’ine sahip olduklarını vurgularken olduğu gibi.

Harvardlı hocaların yemek yediği restoranda yemek yerken, senato odasında sohbet ederken, İncil’i ve diğer nadide eserlerin bulunduğu kütüphaneyi gezerken, fotoğraf çekilmesine asla izin vermiyorlar. Sanki o büyünün bozulmasını istemiyorlar…

Kampüste yeni öğrencilerin kayıtları ve oryantasyon dönemi vardı. Yani öğrenci kaynıyordu.

Bahçede gezerken, bazen, elinde çocuğunun eşyalarıyla koşuşturan bir Amerikan başkanına da rastlarsınız, bir milyardere de ama bu hiç kimseyi şaşırtmaz diyorlar. Öyle de.

Bireysellik, ABD’nin tümünde olduğu gibi Harvard’da da öylesine tavan yapmış ki kendileri ve kendi kurumlarından başka hiçbir şey onları ilgilendirmiyor.

Prof. Herschbach ve Prof. Doyle ile yaptığımız uzun röportajları ileriki günlerde sizlerle paylaşacağız. Çünkü çok ilginç anekdotlar var ve önce onları aradan çıkartmak istiyorum.

Dünyanın ve ABD’nin en ünlü eğitim teknolojileri uzmanlarının katıldığı konferansta, özellikle ABD’li hocalarla bir araya geldiğimiz yemeklerde, söz dönüp dolaşıp Trump’a geliyor.

Hâlâ alışabilmiş değiller, ABD’yi temsil etmediğine inanıyorlar ve her an gidebilir gözüyle bakıyorlar.

Peki ya ikinci dönem de seçilirse diye kendilerine takılacak oluyorum, zıvanadan çıkıyorlar.

Harvard’dan kendisine sadece yüzde 17 oy çıkmış!

Prof. Herschbach, zaman olsa da daha uzun uzun anlatsam dediği başkanlık sisteminin son seçimde iflas ettiğini, kendilerini korkutan en kötü senaryonun gerçekleştiğini ve değiştirilmesi gerektiğini ana hatlarıyla anlattı.

Sorun Trump’ta değil, sistemde dedi.

Trump, kendi partisi içinde, çok aday olduğu için yüzde 20 oyla yarışa başlamış ve tüm seveninin de o kadar olduğu görüşünde.

Peki, o zaman nasıl seçildi diye sorduğumda, sistemin zaaflarını anlattı durdu…

Görünen o ki Trump daha çok uzun süre Amerikalıların önemli tartışma konusu olacak.

Eskiden hiç siyaset konuşmazlardı, şimdi neredeyse sadece ona odaklanmış durumdalar.

Bu yüzden, üniversiteler olarak, medyadan sonra Trump’ın hedefi haline gelirlerse hiç şaşırmamak gerekir…

Peki, Harvard’da öne çıkan, dikkat çeken başka neler var?

Adeta bir doğa parkını andıran devasa kampüs, içiyle, dışıyla pırıl pırıl, kalabalık mı kalabalık ama tek görevli göremezsiniz.

Kara tahta ve tebeşirden hiç vazgeçmemişler, tüm sınıflar yüz yıl önce ne ise yine o.

Ve teknoloji ne kadar gelişse de klasik eğitim sisteminin, kitapların ve öğretmenin rolünün asla değişmeyeceği görüşündeler…

Sakarya Üniversitesi ve eğitime gönül vermiş uluslararası partnerleri, geleceğimiz açısından önemli bir misyon yüklenmiş durumdalar.

Dünyanın dört bir yanından gelen eğitimcilerin ortak hedefi, dini, dili, milliyeti ve etnik kökeni ne olursa olsun, barışı ve sevgiyi özümsemiş “önce insan” yetiştirilmesi yönünde. Bunu görmek sevindiriciydi…

 

Özetin özeti: Gezmek, yeni yerler keşfetmek, her zaman güzeldi ama sanki bu defa, her ne kadar jetlag olsak da, çok daha keyifliydi…

 

MİLLİYET Abbas GÜÇLÜ 28-19.08.2017

Yazıyı Paylaşın:

1 YORUM

  1. Yurt dışında ABD de okuma şansı biri olan oraları farklı kılan tek şey çaba emek gösteren araştıram farklı düşünen kişilere fırsat sağlamış olması…Kadrolara rektör yakını ya da belli görüş sahibi olan insanı değil bilimle uğraşanı alması

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here