İbn-i Haldun’a bugün kim erişecek?

0

İbn-i Haldun, miladi 14-15’inci asır dönemecinin Endülüs zihniyetli adamı, Arap beşerî coğrafyasına ve Ortadoğu’nun tarihine neredeyse Rönesans döneminin Vico’su gibi bakıyor. Kaynakları da bugünkü sosyologlarda olduğu gibi fakir ve yarım yamalak toplanmış değil. Belki Batılı laiklerin hoşuna gitmesinde bir anlam var. Peki günümüzün doğulu Müslümanları neden bu kadar bayılıyor ona? Sadece Batı’daki laikler bayıldığı için bana kalırsa.

 

Çocuktum. Yanımızdaki bahçede, büyüklerimizin hürmet ettiği ihtiyar ve sevimli bir Kazanlı münevver vardı: Zakir Kadiri Ugan. Zakir Kadiri Bey’in eşi Saniye İffet Hanım da Çar Rusyası’nın son dönem Kazan şairelerindendi. Kazan, İslami modernleşmenin 19’uncu asırdaki istasyonlarından biridir. Zakir Kadiri Bey ‘Rus gymnasiumu’ ile ‘El-Ezher’i bünyesinde meczeden gruptandı.

İbn-i Haldun ismini ben o zaman duydum; tabii bana hiçbir şey ifade etmiyordu. Sonradan anladım; bu muhteremin bitmez tükenmez mesaisi, onun eserinin çevirisiymiş. Biraz daha büyüyünce “Bedevi şiiri beni çok uğraştırdı” gibi bir deyişini okudum. Çok sonraları Zakir Kadiri Hoca’nın din bilgini Arapçasının, Bedevi kültürü dediğimiz edebiyata ulaşamadığını uzmanlar söylemiştir.

 

BEN İBN-İ HALDUN’U NASIL TANIDIM?

Derken Mülkiyede’yken hocamız Bülent Daver bana bu konuda bir ödev verdi. Daver kendi dünyası içerisinde Mülkiye’nin pek anlamadığı bir kişilikti. Edebiyattan ve tarihten bazen hiç beklemediğiniz bilgi taneleri çıkarırdı. İbn-i Haldun’u Fransız düşünür Roger Garaudy’nin methiyeleriyle sevmeye başladım. Doğru da olsa tehlikeli bir yoldu. Yetersiz bir infilak. İslam tarihi üzerine eserler veren Maxime Rodinson’u tam anlamıyla 1970’lerin sonunda tanıdım. Fransa’nın en saygın bilginlerindendi. Zaten 1830’lar Avrupası’nda Silvestre de Sacy’ler, De Volney’ler sayesinde ışık gibi parlayan oryantal tetkikler, Avusturyalı Joseph von Hammer’i bile etkilemişti. Bizim tanıdığımız ünlü Osmanlı tarihçisi, Türkoloji’nin öncülerinden Hammer, Silvestre de Sacy’nin çömezi gibidir.

Zamanla o büyük okul yeni insanlar yetiştirdi. Galiba Claude Cahen ve Maxime Rodinson gibi iki laik ve solcu oryantalist zamanımızda ortaya çıkan son parlak örneklerdendir. Sonra 1830’ların Fransası’nda Fransızlaşan İrlandalı oryantalist Silvestre de Sacy’in tercümesi (‘La Chrestomathie Arabe’) ve derken Belyaev’in İbn-i Haldun’un metodolojisi üzerindeki ünlü eseri elime geçti. Neden sonra Mukaddime’nin kendisini okumaya başladım. Seneler sonra yine İbn-i Haldun’un Kitâbu’l-İber isimli eseri üzerinde durmaya başlayınca hazretin bugünkü Arap-İslam dünyasından farkı ortaya çıktı. Roma İmparatorluğu’nun Neron devrindeki laik tarihçisi Flavius Josephus’un ‘Iosippon’ denen tarihini bile bir Yemenli Yahudi’nin tercümesinden okumuştu. Tıpkı kendisinden biraz evvel Câmi’ut-Tevârîh’i meydana getiren İranlı muhtedi Reşidüddin gibi eline almadığı eser neredeyse yoktu. Endülüs’ün çocuğuydu; ‘muhaceret’te (göç) büyümüştü. Mısır’da Maliki mezhebinin kādılkudâtıyla (İslam devletlerinde yargı sisteminin başında bulunan kişi), Şam’da Timurlenk’le görüşmüş, Türk tarihi üzerindeki muhakemesi Timur’u hayran bırakmıştı. Bu bilginin niteliğine bugünün Türkleri pek hayran olmaz ama Timur kozmopolit kafalı bir hükümdardı.

 

BEDEVİ EDEBİYATINI ANLAMADAN OLMAZ

İsteseniz de istemeseniz de, bilseniz de bilmeseniz de Prof. Yalçın Küçük, ısırgan zekâsıyla soruna değiniyor. İbn-i Haldun, miladi 14-15’inci asır dönemecinin Endülüs zihniyetli adamı, Arap beşerî coğrafyasına ve Ortadoğu’nun tarihine neredeyse Rönesans döneminin Vico’su gibi bakıyor. Kaynakları da bugünkü sosyologlarda olduğu gibi fakir ve yarım yamalak toplanmış değil. Belki Batılı laiklerin hoşuna gitmesinde bir anlam var. Peki günümüzün Doğulu Müslümanları neden bu kadar bayılıyor ona? Sadece Batı’daki laikler bayıldığı için bana kalırsa.

İbn-i Haldun tipi sosyolojiden ve tahlillerden 17’nci asır Türkleri istifade ediyordu. Çok sonraları Pirizade Mehmed Sahib Efendi tercümeye başladı. Yarım kalan çeviriyi Cevdet Paşa tamamladı. Ustaca bir çeviri olduğunda insanlar hemfikir. Ne var ki Cevdet Paşa’nın tarih ve sosyolojisinin İbn-i Haldun’la alakası yok. Onu hiç de öyle bayılarak zikretmiyor. Fransız İhtilali’nin laik toplum teorilerini tenkit ederken de İbn-i Haldunvari bir yöntem izlemiyor. Bugün âlem değişti. Muhafazakârlar “Batı beğendiğine göre biz de bu fırsatı kaçırmayalım” diyorlar. Gerçek İbn-i Haldun’a erişecek adam bugün kimdir bilmiyorum. Bu kişi mazide, Fîrûzâbâdî’nin ‘Kamus-u Okyanus’unu çeviren mütercim Asım Efendi’ydi. Arap Bedevi coğrafyasını ve potansiyelini her şeyden evvel dilbilgisi ve edebiyatıyla tanımayanın İbn-i Haldun’a nüfuz etmesi çok güç. İbn Haldun Üniversitesi hayırlı olsun; bakalım İran-Arap-Hint ve Türk mirasının hangi zenginliklerini çevirip yorumlayabilecekler?

 

HÜRRİYET İlber ORTAYLI 04.06.2017

Yazıyı Paylaşın:

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here