Harp Alanının Değişen Vizyonu: İnsansız ve Otonom

0

Son yıllarda hem ülkemizde hem de dünyada yaşanan askeri gelişmeler ve bu gelişmelerin sonucunda karşılaşılan siyasi, ekonomik ve sosyokültürel sonuçlar göstermiştir ki, artık harp alanlarında yaşananların etkisi sadece gelişmenin yaşandığı bölgeyi, askeri ve siyasi alanlarda etkilememektedir. Aksine küreselleşme zinciri içerisinde yer alan tüm ülkeleri hem askeri hem siyasi hem ekonomik hem de teknolojik alanlarda etkilemektedir. Özellikle aktif (bir ülkenin doğrudan katıldığı) ve re-aktif (ülkenin katılmadığı ekonomik, siyasi, teknik olarak etkilediği) harbin müşterek bir şekilde yürütüldüğü günümüz dünyasında, askeri teknolojilerde yaşanan gelişmelerin hem ülkelerin ekonomi ve dış politikalarını nasıl doğrudan etkilediğini, hem de toplumların sosyal ve kültürel yapılarını yeniden şekillendirmek için birbirine karşıt olan veya çıkar çatışması yaşayan güçler arasında nasıl kullanıldığını son yıllarda yaşadığımız gelişmeler neticesinde bilinmektedir.

Sözü edilen durumun değerlendirilmesi ve amaca uygun çözümler üretilmesi ise günümüzde farklı toplumlar üzerinde yumuşak veya sert tesir etme kabiliyeti olan tüm ülkeler için kendi stratejileri çerçevesinde çizdikleri planlama doğrultusunda geleceğin harp alanlarını yorumlama, anlama, uygun çözümler üretme, çözümleri test etme ve tüm sisteme entegre etme aşamalarından geçerek uygun stratejilerin uygulanması amacını taşımaktadır. Bu süreç içerisinde sözü edilen çözümler ise sahip olunan teknolojik imkân ve kabiliyetler ile mümkündür.

Özellikle değişen harp koşulları göz önüne alındığı zaman, ortaya çıkabilecek tehditlerin bertaraf edilmesi adına üzerine en çok görev düşen sistemlerden bir tanesi insansız sistemlerdir. Bunun temel sebebi ise günümüz dünyasında devletlerin karşısına çıkan ve bir tehdit oluşturan gayr-ı resmi yapılanmaların tamamında kullanılan yöntemlerin konvansiyonel yöntemler ile mücadelelere karşı hazırlandığı görülmektedir. Bu gayr-ı resmi yapılanmaların, son yıllarda kullandıkları yöntemler daha çok mobil ve dinamik bir yapı üzerinden, özellikle sivillerin ön planda tutularak, devletlerin mücadelesini zorlaştırmaya ve hem psikolojik hem de ekonomik olarak bir yıpratma mücadelesine dönüştürmeyi amaçlamaktadırlar.

Askeri harcamaların etkisi

Özellikle insansız sistemlerin kullanımı ile birlikte verilen mücadelelerde çok ciddi bir biçimde maliyetler azaltılmış, dinamik unsurlara karşı insani bir zayiat verilmeden veya çok daha az zayiatlar verilerek daha etkin bir biçimde mücadele edinilmeye başlanmıştır. Bu iki parametre ülkeleri yöneten hükumetlerin geleceği için de oldukça etkili bir hale gelmiştir. Bu durumun temel sebeplerinden ilki ülkelerin özellikle iç siyasetlerin de özellikle 2008 krizi sonrasında askeri harcamalara karşı toplum da oluşan antipatidir.

Görsel 1: Amerikan halkının hükumetin askeri harcamaları hakkında yıllara göre değişen düşünceleri

ABD’nin 2003-2017 yılları arasında Afganistan ve Irak’ta verdiği mücadelenin toplam maliyeti yaklaşık olarak 3,5 Trilyon Dolar seviyelerindedir. Oysa 2003 yılında dönemin ABD başkanı George W. Bush ilk olarak Irak savaşının maliyetinin yaklaşık 50-60 Milyar$ olarak tahmin edildiğini belirtse de kongreden 607 Milyar$ talep etmiştir ve bu maliyet her geçen yıl daha da artmıştır. (1) Artan maliyetler sadece ani giderler olarak da bütçeye yansımamıştır. Savaşta görev yapan askerlerin ailelerine de yardımda bulunulmuştur ve bulunulmaya devam edilmektedir. Bununla birlikte yapılan bir araştırmanın sonucu çok daha çarpıcıdır. Ülkemizde bu alanda yapılan bir araştırma var mı bilmiyorum ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre, halkın %34’ü yapılan askeri harcamaların çok fazla olduğunu söylemektedir. Halkın %33’ü ise askeri harcamaların yerinde olduğunu, %31’i ise askeri harcamaların yetersiz olduğunu düşünüyor. Oysa 1981 yılında Ronald Reagan seçimi kazandığı zaman halkın %51’i askeri harcamaları yetersiz bulmaktaydı. (2)

Görsel 2 : Irak ve Afganistan savaşı sonrasında Amerikan Hükumeti tarafından, savaşta yer alan Amerikalıların ailelerine yapılan yardımlar.

İnsansız sistemlerin önemi konusunda, hükumetlerin geleceğini etkileyen ikinci sebep ise kayıp edilen insan gücüdür. Konvansiyonel yöntemler ile günümüzdeki terör tehditlerine karşı savaşmanın insan gücünün kayıp edilmesinde de çok ciddi bir etkisi söz konusudur. Hem ülkemizde hem de dünyada birçok ülkenin giriştiği bu tür mücadelelerde, konvansiyonel yöntemler kullanıldığı takdirde ne şekilde zayiatlar verildiği hem ülkemizin Suriye ve Irak’ta edindiği tecrübeler hem de ABD’nin Irak ve Afganistan’da edindiği tecrübeler sebebiyle gayet iyi bilinmektedir. Bu durumun bir de etik boyutu mevcuttur. Özellikle toplumların değişen ideolojik yaklaşımları neticesinde bu gibi etik değerlere karşı daha hassas davranılmaya başlanmış, askeri operasyonlarda verilen kayıplara toplumların tepkisi de ciddi oranda artmıştır. Bu durum da hükumetlere siyasi bir etki olarak yansımaktadır.

Bu iki temel sebep belki de örtülü bir şekilde, insansız sistemlerin ülkeleri yöneten güçler tarafından tercih edilmesinin başlıca sebeplerindendir ancak bu sistemlerin ülkelere olan etkisi sadece bununla da sınırlı değildir. İnsansız sistemlerin harp alanlarına yavaş yavaş entegre olması ile birlikte özellikle ülkelere çok ciddi bir teknolojik alt yapı ve kritik alanlarda yetişmiş insan gücü sağlamaktadır.

İnsansız “Sistemler”

İnsansız hava, kara ve deniz araçlarının öncelikle komple bir sistem olarak düşünmek yararlı olacaktır zira bu araçlar kendi başlarına işlevsizlerdir. Bu sistemleri zaten etkin ve verimli kılan unsur da tam olarak bu kabiliyetleridir. Bu durumu daha iyi anlamak için olaya biraz daha geniş bir perspektiften bakmamız gerekebilir.

Ülkemizde şu anda en popüler olan konulardan bir tanesi olan insansız hava araçları üzerinden bu konuyu yorumlamamız daha doğru olabilir. İnsansız hava araçları günümüzde taktik-stratejik ve taarruz amaçlı olarak yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Taarruz amaçlı olarak kullanılan araçların geliştirilmesi hala devam etmekte iken taktik-stratejik sınıftaki araçlar 21. Yüzyılın başlarından itibaren harp alanlarında etkin bir şekilde kullanılmaya devam etmektedirler. Aynı zamanda dünyada birçok farklı şirketin hava karakol ve kargo gibi farklı alanlarda da insansız sistemleri kullanma girişimleri mevcuttur.

İnsansız hava sistemleri temelde iki bileşenden oluşur. Bu bileşenlerin bir tanesi insansız hava aracı bir diğeri de yer kontrol istasyonudur. Hava aracının genel karakteristiği tamamen yapılacak göreve göre belirlenmektedir. Taktik-stratejik sınıftaki insansız hava araçları günümüzde genellikle sabit kanatlı, yüksek faydalı yük kapasiteli, düşük manevra kabiliyetine sahip, havada kalış süreleri uzun olacak şekilde tasarlanmaktadır.  İnsansız hava araçlarını bu kadar değerli kılan durum, diğer konvansiyonel hava araçlarından farklı olarak sahip oldukları mekanik ve aerodinamik yapı değildir. Bu sistemlerin sahip oldukları alt sistemler ve bu sistemler ile en düşük maliyet ve en etkin bir biçimde görev yapabilme kabiliyetleridir.

Kabiliyet sınıflandırması ve görev kontrol sistemleri

İnsansız hava araçları temelde üç farklı kabiliyete göre sınıflandırılabilir. Bunlar, tam otonom sistemler, yarı otonom sistemler ve otonom olmayan sistemlerdir. Günümüzde yarı otonom ve otonom olmayan sistemler yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Tam otonom sistemlerin kullanılması ise henüz hala etik olarak tartışılan bir konudur ve ülkelerin kullanımı için tam anlamıyla hazır değildir. Buna karşın bu şekilde kullanılan sistemler de mevcuttur. Burada otonom kavramını da biraz daha açmak yararlı olabilir zira insansız hava aracı kavramı bu kabiliyetlere sahip olan herhangi bir araç için söylenebilirken otonom hava aracı denildiği zaman çok daha farklı bir durum söz konusudur.

Otonom hava araçları herhangi bir şekilde kontrol edilmeden kendi sahip oldukları görev kontrol sistemi yardımı ile kalkış yapabilen, yol çizebilen, yerdeki hedefleri tespit edip, yer kontrol istasyonuna aktaran, yer kontrol sisteminden gelen cevaba göre görevi icra eden, görevin neticelerini yer kontrol istasyonuna aktaran ve görev tamamlandıktan sonra iniş yapabilen sistemlerdir. Günümüzde bu kabiliyetlere sahip olan insansız hava aracı sayısı oldukça azdır. Bu durumun iki temel sebebi mevcuttur.

Bunlardan ilki bu kabiliyetlere sahip olunması için çok ciddi bir teknik altyapı gerekmektedir. Özellikle savunma amaçlı kullanılacak bu sistemlerde yerliliğin üst düzey olması gerekmektedir. Buradaki teknik altyapının ne denli üst düzey olacağını anlamak için görev kontrol sistemin nasıl çalıştığından söz edebiliriz.

Görsel 3: Tipik bir insansız hava aracına ait alt sistemler şekilde gösterilmiştir.

Öncelikle bir sistemin otonom hareket etme kabiliyetine sahip olması için çok gelişmiş bir görev kontrol sistemine ihtiyacı vardır. Görev kontrol sistemi, üzerinde basınç ölçümünü sağlayan barometre, pusula, konumlandırmayı sağlayan GPS, ivme ölçümü sağlayan akselerometre, hava hızını ölçen pitot tüpü, yükseklik ölçümünü sağlayan lazer altimetre ve yön bulmayı sağlayan jiroskop gibi birçok farklı sensörlerden gelen verilerin anlık olarak anlamlı bir veriye dönüştürülmesi, bu anlamlı verilerin görev kontrol sistemi içerisindeki parametrelerin yerine getirilmesi için gerekli matematiksel denklemlerde kullanılması ve bu denklemlerden alınan sonuçlara göre hareket edilmesini sağlar.

Görev kontrol sisteminin bir diğer görevi ise hareketli yüzeylerdeki servo motorların ve itki sağlayan ana motorun kontrolünü de sağlamaktır. Motora bir çeşit sinyal yollayan görev kontrol istasyonu, sensörlerden aldığı veriye göre hareketli yüzeylerin kontrolünü sağlar.

Aynı zamanda hava aracı içerisinde yer alan kamera ve radar gibi diğer alt sistemler de görev kontrol sistemi yardımı ile kontrol edilir. Bu sistemlerden alınan veriler, yukarıda bahsedilen sensörlerden alınan veriler ve hava aracının anlık uçuş parametreleri farklı haberleşme modülleri aracılığı ile yer kontrol istasyonuna aktarılabilir.

Tüm burada anlatılanlar düşünüldüğü zaman görev kontrol sisteminin ne kadar kompleks bir yapıda olduğu rahatça anlaşılabilir. Görev kontrol sisteminin geliştirilmesi de burada yer alan alt sistemlerin tamamının geliştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu işin başarılması da inanılmaz bir teknik altyapı ve nitelikli insan gücüne sahip olunması anlamına gelecektir. Zira burada sözü edilen sistemlerin her biri ayrı bir uzmanlık alanı gerektirmektedir. Haberleşme sistemleri, gömülü sistemler, dağıtık sistemler, görüntü işleme, yapay zekâ ve aviyonik gibi alanlar da yapılacak çalışmalar ile edinilebilecek bu kazanımlar, buradaki nitelikli insan gücünün de artmasını sağlayacaktır.

Burada dikkat edilmesi gereken asıl husus ise bu nitelikli insan gücünün sektörün tamamında oluşacak olmasıdır çünkü burada sözü edilen sistemleri tek bir şirketin geliştirip, üretmesi pek mümkün değildir. Özellikle alt yüklenici seviyesinde geliştirilebilecek bu sistemler ile birlikte o şirketlerde görev alan mühendislerin, teknik bilgi ve kabiliyetleri de artacaktır. Buradan edinilen kabiliyetler ile birlikte de yeni ve daha gelişmiş ürünlerin geliştirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Hatta o kabiliyetleri edinen mühendislerin, bu kabiliyetlerini kendi kuracakları girişimler ile geliştirmesi de ülke ekonomisine olumlu bir katkı sağlayacaktır.

İnsansız sistemlerin otonomlaşması ile ilgili olan problemler ise daha çok etik ve askerî açıdan karşılaşılan problemler ile ilgilidir. Otonom araçlar ile ilgili olarak günümüzde çok ciddi etik tartışmalar yaşanmaktadır. Otonom bir aracın kullanılması durumunda oluşacak sivil kayıpların sorumluluğunun ne şekilde üstlenileceği dünyada, insansız sistemlerin otonomlaşması konusunda en ciddi problemlerin başında gelmektedir.

Yeni teknolojiler, yeni doktrinler

Askerî açıdan bakıldığı zaman ise çok daha farklı problemlerle karşılaşılmaktadır. Günümüzde hem insansız sistemlerin kullanılması hem de bu sistemlerin otonomlaşması ile ilgili olarak askeri kanatlarda farklı görüşler mevcuttur. Bu sistemlerin kullanılması ciddi bir doktrin değişikliğine gidilmesi ile mümkün olacaktır. Özellikle ülkelerin kendilerine özgü tehditler ile edecekleri mücadelelerde konvansiyonel yöntemleri bir anda kenara bırakmaları mümkün değildir. Konvansiyonel yöntemler ile birlikte insansız sistemlerin entegrasyonunu zamana yayarak bir değişim sürecinden geçmeleri, bu sürecin sancısız bir şekilde tamamlanmasını sağlayacaktır.

Ayrıca bu doktrin değişikliği değişen tehdit unsurlarının bertaraf edilmesi için zaten gerekli bir durumdur ancak bu sistemlerin kullanılması için orduların sahip olması gereken nitelikli personel sayısı birçok ülkenin ordusunda yetersizdir. Türk Silahlı Kuvvetleri personeli içerisinde, bu tür sistemlerin tamamen yaygın bir şekilde kullanılması için gereken personel sayısının mevcudiyeti ile ilgili resmi bir bilgi bulunmamaktadır. TSK personeli kullanılacak ürünler ile ilgili ürünü geliştiren şirketler tarafından verilen eğitimler ile birlikte bu teknik kazanımı elde etmeyi amaçlamaktadır ancak hem insansız sistemler özelinde hem de teknik olarak bu gelişimin ordu içerisinden gelecek geri beslemeler ile gelişmesi için nitelikli personel oluşturulması elzemdir.

Dünyada bu konuda en yetkin altyapıya sahip ordulardan bir tanesi de kuşkusuz ABD ordusudur. The United States Army Corps of Engineering (USACE) bünyesinde hem sivil hem de askeri olarak 37bin den fazla personel mevcuttur. Bu bölüm altında ABD ordusu birçok çalışmanın Ar&Ge faaliyetlerini yürütürken, birçok ürünün test edilmesi ve nitelikli personel yetiştirilmesi amaçlanmaktadır.

Tüm bunlarla birlikte insansız sistemler birçok farklı konuda da gelişim vaat etmektedir. 2017-2042 Yılları arasında otonom sistemlerde beklenen gelişmelerin, öncelikli alanların ve bu alanlarda bizleri ne gibi zorlukların beklediği, bu zorlukları çözmek için neler yapılabileceği hakkında PENTAGON tarafından yayınlanan bir yol haritası belgesi mevcuttur.

Görsel 4: Pentagon tarafından yayınlanan yol haritası belgesi

Raporda öncelikli olarak bu sistemlerin gelişiminde beklenilen temel dört alan belirlenmiştir. Bu alanlar: Interoperability (Müşterek Çalışma), Autonomy(Otonomluk), Secure Network(Güvenli Ağ), Human-Machine Collaboration(İnsan-Makine işbirliği).

Müşterek Çalışma (Interoperability):

Türkçesi müşterek veya ortak çalışma anlamına gelen interoperability, otonom sistemler için kritik önem arz eden alanların başında gelmektedir. Müşterek çalışma olarak geçen bu alan özellikle insanlı-insansız sistemlerin ortak bir ağ üzerinden birbirleri ile iletişim halinde olmaları, verileri ortak bir şekilde değerlendirmeleri ve anlamlı hale getirmeleri, bu değerlendirme sonucunda karar almaları ve yine bu ortak ağ üzerinden bu kararın uygulanıp, çıktılarını birbirileri ile değerlendirmeleri anlamına gelmektedir.

Görsel 5: Yukarıda yer alan illüstrasyon da müşterek çalışan insanlı ve insansız sistemler gösterilmiştir. Bu sistem içerisinde yer alan tüm araçlar birbirleri ile müşterek çalışma sunucusu(interoperability server) üzerinden haberleşmektedir.

Yayınlanan raporda müşterek çalışma başlığı altında beş alt alan belirlenmiştir. Bu alanlar:

·         Açık/Yaygın Mimari(Common/Open Architecture): Açık ve Yaygın Mimari yapısı ile tüm sistemin ortak bir ağ yapısı üzerine inşa edilmesi, bu yapı üzerinde muharip tüm unsurların birbirleri ile veri paylaşımında bulunması, alınan verilerin yine kendi içerisinde sınıflandırılıp verilerin anlamlı hale getirilmesi ve bu ağ mimarisi üzerinden tüm paydaşların yararlanması amaçlanmaktadır. Böyle bir yapının varlığının en büyük avantajı ise farklı unsurlardan alınan verilerin hızlı bir şekilde değerlendirilip, hem tepki süresinin kısalması, hem tepki verilirken birçok farklı verinin aynı anda değerlendirilip, etkinliğin ve verimliliğin artırılması amaçlanmaktadır.

Bu alandaki en büyük zorluk ise farklı gereklilikleri olan bu unsurların ortak bir ağda buluşması hususudur. Örneğin, İHA’lar tarafından alınan verinin niteliği ve büyüklüğü ile insanlı bir uçak tarafından alınan verinin niteliği ve büyüklüğü açısından oldukça farklı bir yapıda olması, sistemin karar verirken verileri hangi açıdan karşılaştıracağı gibi ciddi birçok problem mevcuttur. Bu problemlerin çözülmesi için PENTAGON tarafından kullanılmakta olan ortak çalışma alanı (DoDAF) içerisine tüm insansız ve yarı-insansız sistemlerin entegre edilmesi ve bu ağ üzerinden veri paketlerinin kısıtlı veya yarı kısıtlı bir şekilde paylaşılması, sistemin haberleşme ağının bu yapı üzerinden sağlanması amaçlanmaktadır. (DoDAF konusunda detaylı bilgi için Bkz. 3)

Görsel 6: Pentagon tarafından kullanılan ve geliştirilmesi devam eden ortak çalışma alanı (DoDAF) geliştirilme süreci.

Görsel 7: DoDAF üzerinde görev karar verme süreci.

·         Modülerlik (Modularity): Modülerlik günümüzdeki tüm endüstriyel ürünlerde olduğu gibi otonom sistemlerde de oldukça önemli bir hale gelmiştir. Aynı araç üzerinden farklı kabiliyetlerin farklı zamanlarda yapılabilme kabiliyeti olarak da düşünülebilecek bu kavram üzerinden insansız sistemlerin sahip oldukları tüm alt sistemlerde modüler bir yapının oluşturulması yine müşterek çalışma için oldukça önemli bir unsur haline gelmiştir.

·         Uygunluk, test, değerlendirme, doğrulama ve geçerlilik: Günümüzde hem insansız sistemlerde hem de insanlı sistemlerde geliştiricilerin karşısındaki en büyük problem bu başlıkta sıralanan unsurlardır. Sistemlerin, isterler doğrultusunda geliştirilip, test edilmesi ve bunun sonucunda ürünün hizmete girmesi günümüzde bir ürünün tasarımında en çok zaman isteyen süreçtir. Harp alanlarındaki ve dünyadaki gelişmeler sonucunda kuvvet tarafından ürün geliştiricilere verilen isterler, zamana bağlı olarak sürekli bir şekilde farklılık göstermekte ve özellikle birçok farklı konseptte çalışabilecek muharip sistemlerin geliştirilmesi beklenmektedir. Hal böyle olunca bu farklı konseptlerin her birinin ayrı ayrı test edilmesi ve geliştirilen ürünün tüm isterleri yerine getirmesi beklenmektedir.

· Veri İletişim Entegrasyonu: İnsansız ve insanlı sistemlerde kullanılan birçok farklı sensör, kamera, altimetre, pitot tüpü vs. gibi farklı elektronik sistemler bulunmaktadır. Bu sistemlerin hepsinden aynı anda farklı tipteki verileri alan muharip unsurlar, bu verileri değerlendirip ortak ağ üzerinden birbirleri ile verileri paylaşarak entegre bir şekilde tüm sistemi ortak çalışma ağında hareket edebilmesi gerekmektedir. Verilerin farklı tiplerde ve farklı skalalarda değerlendirilmesi gerektiği ve sonuçta aynı ağ üzerinde yer alıp müşterekliği sağlama gerekliliği açısından bakıldığı zaman bu oldukça zor bir durumdur. Birçok anlam içeren tek bir veri üzerinde ise bu verinin anlamsal açıdan farklı değerlendirilmesi gerekliliği bu duruma farklı bir zorluk getirmektedir. Bu konuda PENTAGON tarafından yapılan “ISR(intelligence, surveillance and reconnaissance) data transport capabilities” isimli çalışma ile ilgili detaylı veriler(4) ilgili belgede işlenmiştir.

Görsel 8: ISR veri taşıma kapasitesini gösteren illüstrasyon.

·         Veri Hakları:Modüler ve açık mimarili sistemlerdeki en büyük problemlerden bir tanesi veri haklarıdır. Ağ merkezli ve açık mimarili sistemlerde son kullanıcıdan itibaren ortaya konulan verilerin hepsi açık mimari yapısında işletilmekte ve ülkelerin karar vericileri tarafından kısıtlanan belli alanlar dışında tüm verilere erişim hakkına sahiptirler. Böyle bir sistem yapısı içerisinde veri gizliliğini korumak oldukça zor bir durumdur. Bunu sağlamanın en temel yolu kuvvet tarafından belirlenen gizlilik politikaları çerçevesinde kısıtlı bir alanda, hem politik hem de sosyal açıdan maksimum verimlilikle verilerin kullanılması amaçlanmaktadır.

Otonomluk:

·         Yapay Zekâ ve Makine Öğrenmesi: Makine öğrenmesi özellikle insansız sistemlerde ve makinelerin otonomlaştırılmasında başvurulan başlıca alandır. Destek Vektör Makinesi(SVM), Yapay Sinir Ağları(Artifical Neural Network), Kümeleme(Clustering) gibi birçok farklı yöntemi içerisinde barındıran Makine Öğrenmesi(ML) üzerinde yapılan ve yapılmaya devam eden çalışmalar ile makinelerin karar mekanizmasına sahip olması amaçlanmaktadır. Özellikle insansız sistemlerdeki komuta ve kontrol, navigasyon, algı, engel tanımlama ve kaçınma (obstacle detection and avoidance), sürü davranışı ve görüntü işleme gibi alanlarda çok yaygın bir şekilde bu yöntemler kullanılmaktadır.

Bununla birlikte bu konuların gelişiminde büyük veri (big data) gibi bazı teknik problemler de yine bu sistemlerin gelişim sürecinde çözülmesi beklenen problemler arasında yer almaktadır.

Görsel 9: İleri beslemeli yapay sinir ağlarının çalışma yöntemi

· Artırılmış etkinlik ve efektiflik: Otonom sistemlerin etkinliğinin artırılması ile aynı anda, müşterek bir şekilde, hem insanlı hem insansız sistemlerin daha etkin bir şekilde, insanoğlu için yüksek risk teşkil eden veya algısının, fiziksel ve zihinsel becerilerinin yetmediği alanlarda bu sistemlerin kullanılması amaçlanmaktadır. Özellikle karar mekanizmasında ve ağ yapısında çok ciddi gelişmelere gebe olan insansız sistemlerin karşısındaki yine en büyük problem ise yasal ve politik kısıtlamalardır.

·         Güven: Daha önce bahsedilen ve insansız sistemlerde gelecekte gelişim beklenen alanlarda belki de en önemlisi güven meselesidir. Güven kompleks ve çok boyutlu bir kelimedir. Kullanılan insansız sistem hem kendi toplumunu ve karar alıcılarını hem de insanlığı güven açısından tatmin edebilme yeteneğine sahip olmalıdır. Güvenin kalıcı bir şekilde tahsis edilmesinin ise ancak tamamen şeffaf ve etik değerleri gözeten bir ağ yapısının kurulması ile mümkün olacağı özellikle belirtilmelidir.

·         Silahlandırma: Silahlandırma günümüzde insansız ve yarı-insansız sistemlerin gelişimine öncelik eden savunma sektörü açısından oldukça önemli bir alan işgal etmektedir. İnsansız sistemlerin ortaya çıkışı da yine savunma sektöründe yaşanan gelişmeler neticesinde olmuştur. Hem harp alanlarında yaşanan değişimlerle konvansiyonel silahlara olan ilginin azalması hem de operasyonel maliyetlerin gittikçe artması insansız sistemlerin silahlandırılmasında önemli gelişmeler olarak nitelendirilmektedir.

Güvenli Ağ:

Günümüzde tüm sektörlerde bilişim sistemleri alanında veri güvenliği ve verilerin güvenli bir ağ üzerinden tüm paydaşlara aktarılması ciddi önem arz etmektedir. Özellikle insansız sistemler oluşturdukları veri miktarı ve verinin niteliği sebebiyle bu perspektiften bakıldığı takdirde çok ciddi riskler barındırmaktadır. Bu risklerin başında da özellikle askeri amaçlarla kullanılan ve müşterek harp yeteneği olan bu sistemlerde yaşanabilecek en ufak veri sızıntısının bile tüm sistemi etkileyeceği bilinen bir durumdur.

Görsel 10: Amerika Birleşik Devletlerinin çeşitli kurumlar tarafından kullanılan temel güvenli ağ yapıları

·         Siber Operasyon: Günümüzde devletler artık ordularının ana hatlarını üç farklı alanda (kara, hava ve deniz) değerlendirmeyi bir kenara bırakıp, uzay ve siber güvenlik alanlarını da bu zincire dâhil etmektedirler. Siber operasyon yapabilme ve daha da önemlisi siber operasyonlardan korunabilme kabiliyeti bir kuvvet için oldukça mühim bir durum haline gelmiştir. Özellikle insansız sistemlerde siber güvenlik çok daha kritik bir konumdadır. Bunun temel sebebi ortak bir ağ yapısı üzerinden, birbirleri ile genellikle GPS gibi küresel konumlandırma sistemlerinden aldığı veriler ile haberleşen bu sistemlerde yapılacak bir saldırı tüm sistemi tehdit etmektedir.

· Bilgi Güvenliği: Siber operasyonların bu denli arttığı ve ciddi risk teşkil ettiği ortamlarda bilgi güvenliği çok daha önemli bir hale gelmiştir. Verilerin alınması, saklanması ve değerlendirilmesi tamamen ortak bir ağ yapısı üzerinden yapıldığı takdirde, verinin güvenliği tüm sistemin güvenliği ile entegre bir hal almaktadır. Bu alanda yapılan en ciddi çalışmalar ise Blok zinciri (Blockchain) teknolojisi alanında gerçekleşmektedir. Özellikle DARPA tarafından bu alanda çalışmalar yapıldığı bilinmektedir.(5)

Görsel 11: İleri beslemeli yapay sinir ağlarının çalışma yöntemi

·         Elektromanyetik spektrum ve Elektronik Harp: Modern askeri yeteneklere bakıldığı zaman en değerli alanlardan bir tanesi elektronik harp yeteneğidir. Harp sistemlerinin geliştirilmesi sürecinde, sistemin elektronik harp yeteneğinin olmasına veya bu yeteneğe karşıt bir yeteneği olması kuvvet tarafından verilen isterler arasında mutlaka bulunmaktadır. Modern insansız sistemler de günümüzde elektromanyetik spektruma (EMS) bağımlı bir hale gelmiştir. Katmanlı bir sistem yapısına sahip olan elektronik harp yeteneğinde elektronik savunma sistemleri ve elektronik saldırı sistemlerinin geliştirilmesi ve bunların insansız sistemlere entegre edilmesi bu alanda gelecekte bizi bekleyen gelişmelerden bir tanesidir.

İnsan-Makine İşbirliği:

İnsanların ve makinelerin ortak bir şekilde elde edilen verileri anlamaları ve yorumlamaları ile birlikte verilerin, enformasyona dönüşme sürecinin çok daha kısa ve efektif bir hal alacağı bilinmektedir. İnsanların ve makinelerin birbirleri ile iki tarafında kendine özgü üstünlüklerini kullanarak, farklı kulvarlarda ortak bir amaç uğruna hareket etmeleri ise gelecekte hem sosyal hem de askeri ve politik alanlarda çok ciddi değişimlere sebep olacaktır. Bu işbirliğinin sağlanması ise aşağıda sıralanacak olan alanlarda ve yukarıda sıralanan alanlarda yapılacak çalışmaların ivmesine bağlı olacaktır.

Görsel 12: HMI(İnsan Makine Arayüzü)’nün çalışma prensibini gösteren illüstrasyon

·         İnsan-Makine Arayüzü: İnsan – Makine Arayüzü (HMIs) insanların, makinelerden aldıkları verileri yönettikleri mekanizmaya verilen isimdir. Bu mekanizmanın varlığının gittikçe daha verimli bir hale gelmesi ile özellikle askeri alandaki operasyonların başarı miktarında ciddi bir artış olacağı makul bir düşüncedir. Bu mekanizmanın gelişiminin önemi ve önünde bulunan en büyük zorluk ise çok görevli operasyonlarda, özellikle statik bir halde bulunmayan hedeflere karşı yapılacak olan operasyonlarda, mekanizmanın hızlı çalışmak için karar verme süresinin kısaltılması gerekmektedir. Karar verme sürecinin daha hızlı bir hale gelmesi ise insanların karar verme sürelerinin makinelere göre daha yavaş olması sebebiyle, karar verme mekanizmasında biraz daha arka plana itilmesi anlamına gelebilmektedir.

·         İnsan-Makine ekipleşmesi: Kara, deniz, hava, amfibi ve sivillerin insanlı ve insansız sistemler ile birlikte, senkronize bir çalışma ağı üzerinden, sistemin hayatta kalma ve durumsal farkındalık açısından gelişmesini amaçlamaktadır. İnsan makine ekipleşmesi ile sistemin doğasında bulunan savaşma kabiliyetini, insanlı ve insansız sistemler ile birlikte, karşılarına çıkan asimetrik dezavantajlara karşı koyma yeteneğini kazanması amaçlanmaktadır. Bu konudaki en büyük zorluk ise sistem içerisinde yer alan ekip üyelerinin doğal bir denge ile sistemin verimli çalışabilir hale getirilmesidir. Günümüzde bu alanda hedeflenen en önemli başarı ise yine askerlerin ve insanlı – insansız sistemlerin, sistem içerisindeki en doğru ve verimli sayıdaki yerleşimidir.

İnsansız araçlar günümüzde birçok açıdan dünyanın geleceğini etkilemektedir. Ülkemizde bu fırsatı iyi bir şekilde değerlendirme gayreti içerisindedir. Hem özel sektörün hem de kamunun yaptığı çalışmalar ile gelecekte çok daha etkin bir altyapıya sahip olacağımıza hiç kuşku yok ancak bu yazıda anlatmaya çalıştığım gibi artık bu ürünleri geliştirmekle birlikte, ülke olarak bu sektöre yön verebilecek duruma gelmek temel amacımız olmalıdır. Zira bunu başarabilirsek, birçok açıdan dünyanın geleceğine de yön verme fırsatı yakalayabiliriz.

Kaynaklar:

1.    https://www.jec.senate.gov/public/_cache/files/e8a3298d-0007-40c8-9293-8bdb74e6d318/febiraqupdate0.pdf

2.    https://news.gallup.com/poll/228137/americans-not-convinced-needs-spend-defense.aspx

3.    https://dodcio.defense.gov/portals/0/documents/dodaf/dodaf_v2-02_web.pdf

4.    http://www.documentcloud.org/documents/4801652-UAS-2018-Roadmap-1.html?embed=true&responsive=false&sidebar=false

5.    https://cointelegraph.com/news/pentagon-thinks-blockchain-technology-can-be-used-as-cybersecurity-shield

https://www.defenceturk.net 16.07.2019

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here