Türk bilim insanından sağlığa teknolojik çözümler

0

Biyoteknoloji alanında birçok ilke imza atan Stanford Üniversitesi Radyoloji Bölümü ve Elektrik Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Utkan Demirci, Silikon Vadisi’nde yenilikçi teknolojiler geliştirmeye devam ediyor.

Prof. Dr. Utkan Demirci Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (Harvard-MIT) Bio-Acoustic Mems in Medicine (BAMM) laboratuvarlarını kurdu.

Dünyada ilk kez Türkiye’de, Amerika ve Avrupa dahil birçok ülkede kullanılan mikroçipli tüp bebek teknolojisini gerçekleştirdi. Bu teknolojilerle Türkiye’de dünyaya gelmiş 5 binin üzerinde bebek doğdu.

3D (3 Boyutlu) biyo-yazıcı ile insan embriyonik kök hücrelerini içeren damlacıklı baskı yapmayı başardı. Kullandıkları yöntemler baskı sırasında damlacık boyutu ve hücre sayısını kontrol edilebildiklerini belirten Demirci, bu çalışma sayesinde kök hücre üretimi ile organ naklinde karşılaşılan sorunların tedavisinde çığır açacağını söyledi.

“Zor problemlerin çözümünü tek seferde çoğu zaman bulmak mümkün olmuyor. Eğer büyük problemleri çözmek istiyorsanız, düşmeye ve kalkmaya alışık olacaksınız, cesur olacaksınız” diyen Stanford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Utkan Demirci ile ilham veren öyküsünü konuştuk.

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?

Ankara Çankaya’da doğdum ve 6 yaşımda İstanbul’a yerleştik. Liseyi Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi’nde bitirdim. Mezuniyetimden sonra, üniversite giriş sınavında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü kazandım. Millî Eğitim Bakanlığı’nın o dönemde öğrenci yerleştirme sınavında ilk 100 içerisine giren başarılı öğrencilere sağladığı yurt dışı bursunu kazanarak lisans eğitimimi Michigan Üniversitesi’nde (Ann Arbor, Amerika Birleşik Devletleri) tamamladım. Stanford Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarımı tamamlamamın ardından Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (Harvard-MIT) Bio-Acoustic Mems in Medicine (BAMM) laboratuvarlarını kurup, bu üniversitelerde öğretim üyesi olarak çalışmalarıma başladım.

2013 yılında Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doçent olduktan sonra 2014’te Stanford Üniversitesi’ne geçerek aynı unvan ile ‘tenured’ olarak akademik çalışmalarıma devam ettim. ABD’nin ve dünyanın en iyi mühendislik ve tıp fakültelerini bünyesinde bulunduran Stanford Üniversitesi, ayrıca Google ve Intel gibi dünya devi şirketlerin ortaya çıktığı ve Silikon Vadisi’nin göbeğinde dünyaya ışık saçan bir ortamda bulunmaktadır.

Stanford Üniversitesi’nin sahip olduğu imkanlar ve yenilikçi teknolojilerin gelişmesine verdiği önem, çalışmalarımızı burada sürdürmek için verdiğim kararda önemli bir yere sahip.

Nasıl fark yaratırsınız?

Fark yaratmak aslında çok zor bir iş. Bakış açınızı değiştirdiğiniz an dahi o farkı yaratmış olabilirsiniz. Bence farkındalık düşüncemizi değiştirdiğimiz andan itibaren başlayan bir süreçtir.

Fark yaratmak istiyorsanız ilk başta çok okumalı, araştırmalı ve en basitinden gözlem yapmalısınız. İnsanları, hayvanları, nesneleri sorgulamalı ve bu sorulara ait cevapları bulmalıyız. Çünkü bu basit cevaplar ile fark yaratmaya giden yola girmiş olursunuz. Okuyan, gözlem yapan, “Olayları neden, niçin veya nasıl daha iyi olabilir?” şeklinde sorgulayan bir bireyim. Ama bu sorgulama sadece eleştirme boyutunda olamaz. Eleştirmek kolay ancak bir şeyi yapıcı bir şekilde ortaya koymak asıl zor olandır.

Birçok kültürde çok soru sormak veya çok eleştirmek veya negatif olmak sanki bir meziyetmiş gibi görülüyor. Bu insanların denemesinde hatalarını görüp düzeltmesinde yeni şeyler üretebilmesinde bir engel olarak karsımıza çıkıyor. Pozitif bakabilmek ve olan problemlere çözüm sağlayabilmek asıl zor olan ve bunu herkes yapacak cesarete ya da birikime sahip olacak seviyeye ve anlayışa gelemeyebiliyor. Bu yıllar alan çalışmanın bir sonucu, bir birikim ve kültür meselesi.

Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?

Hangi konu olursa olsun başarısız olduğumda öncelikle kendimin ne yaptığımı, neyi başaramadığımı, nerede hata yaptığımı düşünürüm. İlk amacım başarısızlığın önündeki etmenin kendim olmadığımdan emin olmaktır. Eğer dış etmenlerden kaynaklanıyorsa onları hızlı bir şekilde tespit eder ve aşmanın yollarını ararım. Her yaptığım işin ya da aldığım kararın sonucu benim için önemlidir.

Bir problemi çözmek için bazen bin yol deneriz bir tanesi çalışır. Bazen senelerce bir problemi nasıl çözebileceğimizi düşündüğümüz olur. Yeni inovatif fikirler bir anda değil uzun yıllar beyin mesaisi yaparak geliyor.

Başarısızlıklar çok önemli çünkü insan en çok başarısızlıklarından bir şey öğrenir ve kariyerinde ve yaptığı işte bir sonraki seviyeye ancak böyle çıkabilir. Hataları bir daha tekrarlamamak üzere fark etmenin, aslında hatalar olumsuz olarak görünse bile insanı geliştirdiğini düşünüyorum. Mesele düşmekte değil, o gidişatı erken tespit edip, kalkıp yürümeye devam edebilmekte. Zor problemlerin çözümünü tek seferde çoğu zaman bulmak mümkün olmuyor. Onun için düşmeye ve kalkmaya alışık olacaksınız, cesur olacaksınız eğer büyük problemleri çözmek istiyorsanız.

Sizin için para nedir?

Bilimsel çalışmalar, yüksek maliyetli çalışmalar olduğu için bilim ve teknolojiye büyük bütçeler ayrılması gerekiyor. Yani aslında bilimin ilerleyebilmesi ve bir sonuca ulaşabilmesi için para sadece bir araçtır, amaç olamaz.

Dünyada çok miktarda kaynağı ve parası olan çok fazla sayıda insan var, fakat bunlardan kaçının ismi bundan 30 yıl sonra hatırlanacak veya önemli olacak. İnsanlar eserleriyle, yaptıklarıyla ve hizmetleriyle yaşarlar. Bugün tarihte ismini bildiğimiz birçok insanı, çok parası olduğu için mi değerle anıyoruz, yoksa insanlara ve memleketlerine ömürleri süresince yaptıkları hizmetler sebebiyle mi? Örneğin Atatürk’ün bu milletin aydınlanmasına, istiklaline ve istikbaline yaptığı hizmetlerin değerini hangi para karşılayabilir. Bu fani dünyada para araçtır, amaç olamaz. Bu insanlar paraları olduğu için değil, kendilerini iyi bir şeyler yapmaya vakfettikleri için bugün hatırlanıyorlar ve dünya döndükçe hatırlanmaya devam edecekler.

Kendinize hedef koydunuz mu?

Ortaokul yıllarımdan beri hedeflerim arasında bilim adamı olmak vardı. Elektrik-Elektronik bölümünde doktora yaptığım yıllarda tıp ve sağlık alanlarındaki gelişmeler ilgimi çekmeye başladı. Hoşuma giden, ilgimi çeken şeyleri yapmaya karar verdim. Akademik olarak devam edecek bu süreçte en büyük hedefim ise kendimi daha başarılı, yenilikleri ortaya koyan, araştıran, çalışan, yenilgilerden yılmayan ve yaptığı çalışmalarla mutlu olan; bilime ve insanlığa ve memleketime katkısı olan şeyleri üretmeyi amaçlıyorum.

Son zamanlarda laboratuvar ortamında çözdüğümüz bazı problemlerin insanlara hizmete dönüştüğü anda asıl pozitif etkinin büyük kitlelere yansıyabileceğini daha net görüyorum. Bu bakımdan özellikle yönetim ve şirketleşme alanlarında ister istemez çok büyük bir tecrübe kazanmak ve bunu pratiğe dökmek zorunda kaldım. Kurduğum 4 şirket farklı alanlarda insanlara sağlık hizmetlerini geliştirmiş olduğum ileri teknolojiler yoluyla sunmaya çalışıyor. Bir yandan kısırlık problemlerini çözmeye yönelirken, bir taraftan da kanser üzerine teknolojiler sunuyoruz.

En büyük hedeflerimden biri öncelikle kendi insanıma ve memleketime faydalı bir, şanslıysam iki iş yapabilmekti. Amerika’ya göçtük, bu işi nasıl yapacağız diye dertlenirken, kul istedi bir göz, Allah verdi iki göz. Kısırlık sorunu için bir teknoloji geliştirdik. Bu teknolojiyi de dünyada ilk kez Türkiye’de insanımızın hizmetine sunduk. Şimdi dünyada Amerika ve Avrupa dahil birçok ülkede kullanılan mikroçipli tüp bebek teknolojisini ilk bizim insanımız, ilk bizim annelerimiz babalarımız gülerek karşıladı. Bir bilim insanı olarak en çok gurur duyduğum sonuçlardan birisi de bizim teknolojilerimizle Türkiye’de dünyaya gelmiş 5 binin üzerinde bebek olması. Bunun yanı sıra Türkiye’de bir istihdam yarattık, genç arkadaşlara iş imkânı ve ileri bir teknoloji üzerine çalışma imkânı ve bu teknoloji daha da ileriye götürme vizyonuna inandık.  İzmir’de kurduğumuz şirketimizle bu ileri biyoteknoloji ürünü tüm dünyaya ihraç etmeye başladık. Aslında son 4 yılda yasadığımız zorlukları size anlatsam masal olur. Bir yeniliği, yeniliği üretmeyi, kendisinin biliminin Ali Kuşçu’dan, Mevlana’dan, Yunus’tan geldiğini belki duymuş ama bu gerçekliği özümseyememiş ve son yüzyıllarda savaşlarla ve fakirlikle kendini unutmuş bir coğrafyada, konuya alışık olmayan, teknolojinin batıda piş ağzıma düş seklinde kendilerine gelmesine alışmış mantıklar sistematiğini değiştirmek hiç de kolay değil.

Türk insanın çalışkan, zeki, inovatif, üretken ve yaratıcı olduğunu, gerekli imkan ve vizyon dahilinde özündeki kudreti pratiğe dökebildiğini bizzat kendim tecrübe etmek fırsatına eriştim. Biz tıp alanında yeni bir biyoteknolojiyi Türkiye’de ilk kez üretip, Türkiye’de ilk kullanıma sunarak bir devrime imza attık. Bu başarıyı gelecekte gelecek güzel günlerin ilk tohumları olarak görüyor ve gençlerimizin bu meşaleyi ileriye taşıyacaklarına gönülden inanıyorum.

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?

Denge hayatımızın her anında olmalı bence; okulda, iş yerinde, evde. Çok çalışmak başarının anahtarıdır fakat vücudumuzun ve kafamızın da korunması gereken bir dengesi var. Bu sebeple bol bol spor ve yürüyüş yaparak kendimi günün karmaşasından izole eder, olaylara ve sorunlara farklı açılardan bakmak için zaman ve enerji buluyorum. Böylelikle devamlı başarı için dengeyi sağlıklı bir şekilde kurmayı sağlıyorum. Doğada sayısız gezegen dönerken nasıl dengesinin bir hikmeti varsa, insan hayatıyla yaşayışıyla, her aldığı ve verdiği nefesten sorumlu, bu sayılı nefesin de hakkını vermesi lazım.

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?

Benim için en büyük rekabet kendimle olan rekabettir. Kendi koyduğum hedeflere zamanında ulaşmak için emek harcadığım zamana karşı olan rekabettir. Zaman geçiyor, çok işlerimiz var yapılacak ama yaptığımız işler çok emek gerektiren çalışmalar, çok zaman ve enerji alıyor. Çevremdekilere, beraber çalışabileceğim ve sorunları çözerken kendi yetenekleriyle çözüme katkısı olacak değerler olarak bakarım. Amaç üzümü yemektir ama bağcıyı dövmek değildir araştırmada. Kariyerde belli bir noktadan sonra problemin çözülmüş olması kimin çözdüğünden daha fazla tat veriyor. Öncelikler ve önem sırası değişiyor.

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?

Olabildiğince stresten uzak durmaya çalışıyorum. Stresli ve sorunlu insanları çevremden uzak tutuyorum. Pozitif ve çalışkan insanlardan oluşan takımlar kurmaya çalışıyorum.

Fırsat buldukça temiz havada dağlarda bol bol yürüyüş yapmayı, kayak yapmayı seviyorum.

Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?

Hedeflenen geleceğe ancak çalışarak ulaşılabilir. Başarıya giden yolda yılmamak önemlidir. Kalıcı hiçbir başarı tesadüf veya kolay değildir. Bir insanın kendine güvenmesi, sabretmesi ve motivasyonunu her zaman yüksek tutarak kaderin çemberleri dahilinde başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?

Sevdiğiniz işi yapıyorsanız, zaten yaptığınız işten zevk almak dışında başka bir duygunuz olmuyor. Bilimsel çalışmalarda disiplinli çalışmak başarının aslında belirleyicisidir. Başarısız olduğum zamanlarda motivasyonumu yükseltip başarıya giden yolda; düzenli, disiplinli çalışarak o işi başarabileceğime dair motivasyonumu yüksek tutarak, yılmadan bıkmadan tekrar sevdiğim işi yapmaya devam ederim.

 

HÜRRİYET Esra ÖZ 14.07.2017

Yazıyı Paylaşın:

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here